|
|
April 14 Bir ömre sıkıştırıldım! Ne saçma... Bir kalbi düşlemiştim oysa... Vermedin ki kalbini, bana sorma!; “yerinde değil mi?” “Gitme !” demedin... Yakıştı mı bilmiyorum ama şimdi gidiyorum...
Ayrılığa susamış aşklar, illaki her tufan üstümüzden geçiyordu; “aşk... aşk... aşk...” Bir aşk; çırpındıkça “yar”in ellerine değiyordu, ateşten kanatları... İki damla çaldık sadece, mucizenin pençesinden... Vebali neden ağır oldu?...
Ötelerde bir yerde ağıtlar dökülüyor sancılı gönüllerden... Ağlıyorlar feryat figan, ama kimsesiz... Kin büyütmüş beşiklerde anneler ... “Uyudular !” /.../ “Büyüdüler !” Bir ömürde kala kaldım ben... Çağlayan nef(e)sime feryat ol, yeni galibiyetler tanıt günahına... İçimde çağlayan nehir kurudu, Vazgeçtim inanmaktan... Sonumu hazırlamaktan vazgeç(tim)... Şimdi dilediğince alınabilirsin sözlerimden... Zamandan arta kalan sızıyı kendinde arayabilirsin. Sen ne yazımdın, ne de yazdığım... Kafileler bile bakamadı geçerken yüzüne... Kurak bir kalbin ortasında açan, şehvetli bir “gül”dün sadece... Ömrümü dağıttın... Şimdi her şey ortalıkta ve her şey darmadağınık... Toplamaya çalıştıkça daha çok öyküme bulaştın. Berbat bir hayalin son hecesine sığ(ın)dım. Etrafımı sardı yılan kimlikleri... Nef(e)sim yetmedi, bayat bir aşktan soluksuz düş/tüm sa(tırları)na... Arzulamadım sev(il)meyi, kabul gör(ül)meyi... Hoyrat tılsımlarında gizledin sen benliğini... Gitmek istedim her bahar, gidemedim... Acizdim, o kadar aciz ve bir o kadarda sahteydim ki, İntiharlarım kabul görmedi. İstanbul’da aradım günahlarımı ve belki de İstanbul’da bıraktım günahlarımı... Her şey sana kalsın giderken; Hayatta... Aşkta... Umutta... Acıda... Hatta sende sana... Ayrıca “üstüm de kalsın”, Alacağım da yok senden... Geçmesin yüreğimden haram lokma... Her gecenin bir sabahı vardı, İşte bu yüzden boylu boyunca açık pencerem, Korkmuyorum, yalnız hissetmiyorum; “az kaldı güneşe”... biliyorum...
March 28
.
|

Bir coşku var içimde bu gün kıpır, kıpır Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum Gözlerim parke, parke taş duvarlarda Açılıyor hayal pencerelerim Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum Kekik kokulu koyaklardan aşarak Güvercinler ülkesinde dolaşıyor Bir çeşme başı arıyorum Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp Mis gibi nane kokuları arasında Ruhumu dinlemek istiyorum Zikre dalmış her şey Güne gülümserken papatyalar Dualar gibi yükselir ümitlerim Güneşle kol kola kırlarda koşarak Siz peygamber çiçekleri toplarken Ben çeşme başında uzanmak istiyorum Huzur dolu içimde Ben sonsuzluğu düşünüyorum Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum Durun kapanmayın pencerelerim Güneşimi kapatmayın Beton çok soğuk, üşüyorum..
Muhsin YAZICIOĞLU
GÜL
Sevgiyle Bakıyor; “Gül Gibi” Görüyorsan Sen Bahtiyarsın...
Muhsin YAZICIOĞLU Mamak

Sen gittin efendim, Gülistanda güller boynunu büktü Bülbüller sukuta düştü Rüzgâra saldın ruhunu Uzandın rahmana doğru sen yoksun artık Güvercinler ahenkle uçmayacak Kekikler naneler eskisi gibi kokmayacak Adın kazınacak yaslı gönüllere…
Mekânın cennet olsun… Efsane MUHSİN başkan
Copyright ©2008 akdeniz rüzgarı™
| February 24 GELECEĞİNİ BİLİYORDUM
Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutmayacak ateş yağmuru altındaydılar.
Tam cepheden dışarı doğru bir hamle yaptığı sırada başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti, Delirdin mi? gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Artık onun için yapacak hiçbir şey yok. Boşuna kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!
Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini cepheden dışarı attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker, yaralı arkadaşını kurtaramamıştı siperde kalan arkadaşı dedi ki: Sana deymez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın. Değdi, dedi, gözleri dolarak asker,Değdi Nasıl değdi? Bu adam ölmüş, görmüyor musun? Yinede deydi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için. Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı: Geleceğini biliyordum Geleceğini biliyordum
November 25
|
|
|
Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde, yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını, dağlara dönmeli yüzünü insan. Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak; yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak... Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını;zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı. Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler, her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa, değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri; küçük şeylerle başlamalı belki;örneğin, bir kaç durak önce inip servisten, otobüsten;yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,değerli olabilmeli hayat! İlla büyük acılar çekmemeli,küçük mutlulukları fark etmek için! Başkasının yerine koyabilmeli kendini; ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli! Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!
Şu; adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı;sevgisiz, soysuz kalarak! Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden, derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine... Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını... Karda, yağmurda;sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda; öfkesine,isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği; bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli!
Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için;kaçırmamalı! Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç çaresiz kalmamışsan,dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan,neşesizdir kahkahaların; merhaba dememişsen,anlamsızdır elvedaların...
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı! Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için... Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli! Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları,aynı bahanelerle tekrarlamaması için! Soruları olmalı,yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi; ama,kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin; zaman bulabilsin; bir teşekkür, bir elveda için... Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan! Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi... Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı!
| November 06
|
|
Gürültü ve patırtının ortasında sükunetle dolaş;sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma.Başka türlü davranmak gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış.Sana bir kötülük yapıldığında yapabileceğin en iyi karşılık unutmak olsun.Bağışla unut.Ama kimseye teslim olma.İçten ol;telaşsız;kısa ve açık seçik konuş.Başkalarına da kulak ver.Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları;çünkü;dünyada herkesin bir öyküsü vardır.
Yalnız planlarının değil,başarılarının da tadını çıkarmaya çalış.İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen;hayattaki dayanağın odur.Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir an bile çalışmış olmazsın.İşini öyle sev ki,başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.
Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol.Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme.İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz.Ve unutma ki,insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri,sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.
Aşka burun kıvırma sakın;o çöl ortasında yemyeşil bir bahçedir.O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma. Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et.İlkinin acısı bir an,ötekinin vicdan azabı bir ömür sürer.Bazı idealler o kadar değerlidir ki,o yolda mağlup olman bile zafer sayılır.Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.
Yılların geçmesine öfkelenme;gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman,yelkenlerini rüzgara göre ayarla.Çünkü dünya karşılaştığın fırtınalarla değil,gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki evreni yargılamak imkansızdır.Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol. Hatırlarmısın doğduğun zamanları;sen ağlarken herkes sevinçten gülüşüyordu.Öğle bir ömür geçir ki,herkes ağlasın sen öldüğünde,sen mutlulukla gülümse.Sabırlı,şefkatli,bağışlayıcı ol.Eninde sonunda bütün servetin sensin.Görmeye çalış ki,bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekanıdır.
|
|
|
|
|